Menu:





















BÜYÜĞÜ DURURKEN KÜÇÜĞÜ EVEREN

            -Adamın aklına mı esti, hesabına öyle mi denk geldi, büyük oğlu dururken küçük oğlunu evlendirivermiş.
         -Tabii büyük oğlan burnundan fitilliyor. Esiyor yağıyor ama hep gaybete. Babasının yüzüne bir şey demiyor. Kardeşine de bir şey diyemiyor, çocuk zaten mahcup. Fakat, babasından da intikam almalı ama, nasıl?
         -Bir gün aradığı fırsat eline geçer. Pazarda alışveriş yaparken, karşısındaki sorar.
-Nerelisin yeğen.
-Ben mi emmi?
-Tabi sen ya.
-Söyleyeyim mi?
-Söyle tabi yeğenim.
-Büyüğü dururken küçüğünü everen dürzünün köyündenim.

Sayın Bekir ÖZBAY tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

GÜL DALINA BÜLBÜL KONDU

-İki dene ağa var, yanlarında her birinin birer de oşşukçusu,yani her fırsatta kendini öğen adamları var.
-Ağanın birisi hapşuruncu,kendi oşşukçusu, ağanın bıyığına bulaşan tükürüğü işaretle:
-Ağam, gül dalına bülbül kondu, der.
-Adam anlar ve mendili ile bıyığını temizler.
-Öteki ağa, bu durumu beğenmiş, hemi de alınmıştır. Biraz safça olan kendi adamını, tuvalete gitme bahanesi ile dışarı çıkarır ve böyle durumlarda kendisinin de aynı şekilde davranmasını ihtar ve tembih eder. Sonra tuvalete gider.
-Biraz sonra tuvaletten gelen ağa adamını denemek için hapşırır ve gerçekten de bıyığında tükürük kalır Oşşukçusu fırsatı kaçırmaz.
-Ağam kurban, bıyığına,helaya giderken dediğinden oldu,buyurur.

GAVURUN AKLINA BAK

-Adamın birisi fazla palavracıdır. O aralık palavraları, iyi bir makine-motor tamircisi olduğu şeklindendir. İşte bu sırada, yoldan geçmekte olan bir kamyon bozulur. Denize düşen yılana sarılır hesabı, gelirler adamı bulurlar mora bir bakmasını isterler.
-Adam bir havayla gelir, söker dağıtır motoru, eee, dağıtmak kolay, bir de toplanacak bu kadar malzeme. Tabi toplarda adam, fakat o da ne, hiç de anımsanmayacak sayıda parça ve somun cıvata açıkta kalmıştır.
-Kendisine bakanların şaşkın bakışları altında adam sırıtır.
-Gördünüz değimli, gavur ne kadar akıllı, motorun yedek parçalarını bile hazır etmiş.


Sayın Kamil GÖZTEPE tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

SU İSTEYEN PARMAĞINI KALDIRSIN

-Komşu köylerden birisinden, Şahmuratlı’ya kız istemeye gitmişler. Hani kızımızda Müslümanlara nasip etsin, alımlı çalımlıdır.
-Anası babası da kızlarını pek seviyorlar, kız ‘’olur’’ demeden, kimseye söz vermiyorlar.
Olacak bu ya, bu sefer, ana baba, pek kızlarına sormadan dünürcüleri davet ederler. Akşam ‘’hoş beş’’ edilir, çay-kahve içilir. Görünen o ki, anne baba verimkardır. Ama kızın gene gönlü yok. Üstelik dünürcüler de epeyce patavatsızdır. Kızın boyunu  posunu görebilmek için, sık sık yumuş buyuruyorlar. Eh, yaptıracak yumuş bulamayınca, başlamışlar sıra ile su istemeye bir iki, üç, beş… Kız bıkmış, biraz sonra, bir elinde helke diğer elinde maşrapa ile girer. Helkeyi ortaya koyar.
-‘’Su isteyen parmağını kaldırsın…’’buyurur.
-Kızın patavatsızlığını gören dünürcüler, dünürlükten vazgeçmişler ama, bizim kız da, istemediği birine varmaktan kurtulmuş.


Sayın Memili AKBULUT tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

PAPAZ BABASINDAN KIMETLİ NİYMİŞ?

-Köyün delikanlıları yirmi bir diye bilinen iskambil oyunu oynuyorlar. Tabi ortada üç-beş kuruş da dönüyor.
-Delikanlının birinin elinde, papaz ile birli var, yani en iyi el onun. Ortadaki parayı tüm almak üzeredir.
-Fakat o da ne! Babası tam bu sırada bulundukları yeri basar. Çocuğu zor durumda bırakmamak için de,
-Bıraksın kağıdı gelsin, yoksa karışmam, deyi de haber gönderir.
-Şimdi sırası mı, oğlanın canı sıkılır. Babadan haber getirene söyler.
-Git söyle, gelmesin hatırına değerim, elim çok iyi.
-Aracı gider,babaya durumu iletir.
-Emmi,oğlun’’elim iyi,gelemem’’diyor.
Baba:
-Elinde ne varmış ki,
Aracı :
-Papazınan birli.
Baba :
-Yaa, papaz babasından kıymetli miymiş?

KARAKÖPEĞİN AKRABASI…

-Köyün birine kurt dadanmış,her gün sekiz-on koyun yiyor. Bu duruma tahammül edememiş bir sürü sahibi, gitmiş bizim Akdağ ‘a kuyruğu ile koyun güden bir yiğit kara köpek getirmiş, bir etek para vererek.Demiş ki kara köpeği karşısına alıp:

-Ey kara köpek,bu kurdu yık,sana helalinden bir kısır afiyetle ye.

-Haftasına varmadan elleşmiş kara köpek ve kurt. İki saat boğuşmuşlar bir yarın başında. Sonunda kurdu öldürmüş kara köpek lakin, aldığı yaralardan kendisi de ölmüş.
-Sahibi çok üzülmüş, üstelik kısır da kalmış. Adam işaret yapmış ‘’bu kısır köpeğin’’ diye, en iyi koyunu ayırmış.
-Aradan üç-beş sene geçmiş, kara köpeğin koyunu kuzulamış, nihayet üç-beş sene içinde yirmi kadar koyun olmuş. Adam bakmış olacak gibi değil, gitmiş mahkemeye, kadıya danışmış.
-Böyle iken böyle hakim bey, bu koyunları ben Kara köpeğe siz verdim, şimdiyse yirmi koyun oldu, ağılım dar, aman bana bir çare.
-Hakim bakmış,,safça bir adam.
-Koyunun onunu bana getir, onunu da sürüne kat gitsin, buyurmuştur.
Adam şaşkın,
-Şey hakim bey, anlamadım, hadi diyelim ben kara köpeğin sahibiyim, aramızda bir hukukumuz var, o on koyun bana düşer diyelim. Ama siz, o on koyunu ne münasebetle alacaksınız, yoksa siz kara köpeğin akrabası mısınız?.


Sayın Bahri KOÇOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

EŞEĞİ BİR DAHA SATIN

-Karı-koca gece muhabbeti yapıyorlar. Her tarladan bir kesek almışlar, epeyce konuda konuşmuşlar, sonunda sıra yetişik oğullarının evlendirilmesine gelmiş.
-Hani fazla varlıklı da değildirler. Laf ile harmanı kaldırmışlar, mevcut parayı hesaplamışlar yetmemiş, tokluları satmış ve eklemişler, yetmemiş,iki ineğin birini satmışlar,az kalmış.Nihayet,kara eşeği de satarlarsa, oğlanın başlığını birleştireceklerini anlamışlar. Akıllarından geçen kıza dünür gitmeye karar vermişler, Fakat biraz sonra, gecenin muhabbeti başka bir konuya atlamış.
-Tabii bu arada oğlan, aynı odada ve yorganın altında tilki dinlemesi yapıyormuş. Anasının babasının kendisini evlendirmek için yaptıkları sohbetten keyiflidir. Fakat, sohbetin konusu, evlilik konusundan başka bir dala kayınca bozulur,anasının ayağına yorganın altından dürter.
-Ana kız, şu kara eşeği bir daha satın hele, başlığa yetmez mütmez de…


Sayın Abdullah KILIÇ tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

O ADINI SÖYLER

-Çocuk köyden okumak üzere çıkmış, iyi de okuyormuş. Aradan yıllar geçmiş,her tatilde köye geliyor. Fakat son yıllar da bazı bazı değişiklikler göstermeye başlamış.
-Hele bir gün, babası ırgatlıkta çalışırken, o grantuvalet gelmiş, tarladaki alet edevatı soruyor.
-Babacığım bu ne?
-Oğlum bu tırpan.
-Ya bu?
-O anadut oğlum.
-Ya şu su dolu tenedeki?
-O kösüredir oğlum,tırpanı keskinleştirmeye yarar.
-Çocuğun soruları bitmiyormuş üstelik, babası,bu sorduklarını,oğlunun da bildiği inancındaymış. Çocuk nihayet tırmığı göstermiş.
-Babacığım,ya bu aletin adı neydi?-Oğlum,sen ucuna bas,o adını söyler.
-Oğlan, tırmığın dişlerine basınca, sapı gelmiş’’şak’’ diye kafaya yapışıvermiş.
-Oğlan can havliyle:
-Hay körolası tırmık, deyivermiş.
Baba:
-Gördün mü oğlum,demedim mi o adını söyler diye.

DİŞİSİ YANINDA MIYDI?

-Ormanlar kıralı aslan, bir hususu görüşmek üzere tilki ile tüm hayvanlara haber uçurmuş.Herkes gelmiş fakat,serçe gelmemiştir. Üstelik:
-Aslan da kim oluyormuş,bir derd varsa  benim ayağıma gelsin’’ gibi de laflar etmiş.
-Tabii, bu haberi getiren tilkinin ağzı durumu, serçeyi daha da bir cezalandırması için Aslan’ı tahrik edip duruyor. Birin yanına beş katarak anlatıyor. Ama aslan olgundur.
-Söyle bakalım ey tilki,serçe bütün bunları söyledi mi?
-Söyledi ey ormanlar kıralı, üstelik sizin hakkınızda daha neler söyledi de…
-Uzatma, bütün bunlar olurken, serçenin dişisi de yanın damıydı?
-Evet, kıralım, yanındaydı.
-Öyleyse varsın söylesin, dişisi yanında olan erkek, serçe bile olsa aslandan güçlüdür.


Sayın Metin UYAR tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

KARAHASAN EŞŞEĞİNEN DENG OLDU!...

-Karahisartatlısı  köyünden, hemşerimiz Kara Hasan, yaşlanmış,hastalanmış,doktor uzakta,vesait yok.Oğlu ne yapsın,baba bu,doktora ulaşmak gerek.Kara eşeğin üstüne bir heybe atmış,babasını da heybenin gözüne oturtmuş. Tabii diğer gözü boş olduğu için heybe ağdırmış. Ne yapsın ne etsin oğlanın gözüne, ortada dolaşan eşeğin kara sıpası gelmiş, Kara sıpayı da heybenin diğer gözüne sokmuş. Kara Hasan, o kadar zayıflamış olacak ki eşek sıpası ile karşılıklı gözlerde ancak dengelenmiş.
-Çıkmışlar yola Kara Hasan düşünceli, naralar attığı, halaylar çektiği, büyük kavgalar ettiği, yollara yaylalara içerek bakarak gidiyor. Yolda, bir tanıdığına rastlamış, selamlaşmışlar.
Adam:
-Ne var ne yok Kara Hasan,
-Kara Hasan; heybenin diğer gözündeki sıpayı göstererek:
-Kara Hasan sıpayınan dengoldu,sen hala hal hatır soruyorun be adam…
 Deyivermiş.


Sayın İhsan KURT tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

ANANA HER YER İTAĞA

-Kadın tandırlıkda un elerken, oğlu tepesinde bitmiş. Bir yandan un eliyor, diğer yandan da oğlu ile sohbet ediyormuş.
-Bir aralık kadın,
-Aman oğlum, karnım ağrıdı niyeyse, demiş.
-Oğlan da anasının gözü, mukallitlik yapmak için önüne çıkan bütün fırsatları değerlendiren bir tip.
-‘’Aman ana kurban oluyum,senin karnın yerine benim karnım ağrısın’’demiş.Senindi benimdi bir süre tartıştıktan sonra,oğul:
-‘’Dur hele,bende bir ilaç var,senin karnının ağrısını şıp deyin keser’’diyerek gitmiş.
Döndüğünde elinde bi yarımlık rakı varmış, anası ne bilsin rakıyı şarabı, ilaç niyetine içmiş susuz musuz?
-Kadın’’acıydı, macıydı’’derken biraz sonra başı tatlı tatlı dönmeye başlamış. Tabi başı dönerken,un elemeye devam ediyor.Un elerken,kolları da fazla açıldığı için,elenen unlar,itağadan dışarı taşıp yere dökülüyormuş. Oğlan hınzırcasına gülmüş:
-Ana kız noğorüyon,un itağadan dişarı  dökülüyo.
-Ana keyiflidir.
-Dökülürse dökülsün kurban olduğum anana her yer itağa…


Sayın Bahri KAPUSUZOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

BU NE GÜZEL PAYLAŞTIRMA

-Aslan, kurt, tilki arkadaş olmuşlar. Ava çıkmışlar, aralarındaki anlaşmaya göre, ne avlarlarsa, eşit olarak paylaşacaklardır.
-Avları bereketli olur, beş tavşan, bir dağ keçisi ve koca bir geyik avlarlar.
Aslan :
-Haydi, bakalım kurt kardeş, şu avlarımızı bir paylaştır da görelim.
‘’Hay hay’’der kurt.
-Şu tavşanlar tilki kardeşe, efendim şu zarif dağ keçisi ben denize, şu iri ve de semiz geyik de siz efendimize.
-Bu tür bir paylaştırma aslanın hiç hoşuna gitmemiş. Nasıl bir pençe salladıysa kurdu sırt üstü uzatmış.
Aslan :
-Şu paylaştırmayı bir de sen yap bakalım tilki kardeş.
-Kolay efendim, şu güzel tavşanlar, efendimizin sabah kahvaltısıdır. Bu semiz dağ keçisi ise efendimizin öğle yemeğidir. Bu koca geyiğe gelince, efendimiz onu bir gölgede güzel bir akşam yemeği yaparlar.
-Aslanın hoşuna gitmiş bu paylaştırma.
-Aman tilki kardeş, sen bu güzel paylaştırma şeklini nerden öğrendin.
-Şu yatan rahmetliden efendimiz.


Sayın Abdullah KILIÇ tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

BU SENE DE İT OLMANIN ZAMANIYMIŞ…

        - Bizim köylerin birinde davara kıran girmiş. Vebali anlatanın boynuna, karan mı girmiş, yoksa biçer zamanı koyunlar hep birlikte tokmalamış mı? Öyle, ya ada böyle o kadar koyun ölümü olmuş ki, çobanlar bıçağı zor yetiştiriyorlar. Hatta bazıları mundar oluyor.
        - Bu arada, eti kim nitsin, yiye yiye bıkmış köylüler, uyluklar, ala kemikli itlere atılıyor.
Eee, zamana kadar eti bayramdan bayrama gören köylülerden birisi, böyle ala etli uylukları itlerin önünde görünce hayıflanmış.
-Şunların keyfine bak, bu sene de it olmanın zamanıymış…


Sayın Fikret ŞÖHRET tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

PAZARIN TADI YOK!

-Eğnelli köyü muhtarı Üsük Ka, sabah erden Peyik’e pazara gitmiş. Kendi götürdüğü malı satarken, evde ufak tefek almış tabi. Fakat bu arada ne olmuş,nasıl olmuş bilinmez.,bir kavga çıkmış. Hani Muhtar ya bizim Üsük Ka. Hemen ayırmaya girmiş, ayırmaya kalkmış kavga edenleri.
-Fakat o da ne, sanki kavga edenler anlaşmışlar gibi,
-‘’Ulan sana ne elin kavgasından’’demişler ve hepsi bir olup bizim Üsük Ka’ye bir sopa çekmişler amma, olurlarsa da öyle olsun. Üsük Ka bu, millet beş vurduysa, kendisi de ancak bir vurabilmiş. Gururuna yedirip de karakola da gidememiş ve kös köy eşeğine bindiği gibi Eynelli’nin yolunu tutmuş.
-Yolda giderken, henüz pazara yeni giden kendi köylüsü hemşerilerine rastlamış. Köylüler muhtarlarından sormuşlar.
-Uğurlar olsun Üsük Ka, nasıl nasıl, Pazar nasıl?
-Üsük Ka, gözündeki morluğu göstermemek için şapkasının gözünün önüne  yıkarken, eşeği de nodullamış…
-Yok, adam kulağasma, pazarın tadı yok.


Sayın Ayrıdam Muhtarı Mustafa ALTINOK (Pala) tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

ACEMİ İMAMIN TALKINI

-Köyde imam yoktur, fakat bir cenaze de vardır. Talkın verilecek, yola çıkarlar ve imam beklemeye karar veririler. Fakat geçenlerin içinde hiç imam yoktur. Sonunda, ilk gelene, zorla şerle talkın verdirmeye karar veririler. Sonunda birisi gelir, teklifi yaparlar.
-Adam :
-Ben imam değilim, buyurur.
-Yok, talkın vereceksin.
-Adamın bütün mazeretleri reddedilir.
-Sonunda adam,
-Yahu yapmayın, ben Müslüman bile değilim.
-Anlarlar adamın yalan söylediğini, silah çekerler, götürürler mezarın başına. Adam,
-Zorunan imamlık nu kadar olur, ey mevta, dinle bakalım.
-Aldı isen verin,
-Ettin ise bulun,
-Allah’a inanmadıysan
-Şimdi gelirler görün.
-Demiş ve paçayı kurtarmış. Üstelik de hatırı sayılır hediyeler almış.


Sayın Fikret ŞÖHRET tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

ATI GEZDİR DE GENE MUHTARIN OĞLU OL.


-Hani bir zamanlar tahsildarlar çok havalıdırlar. Küheylan atları üzerinde, o köy senin, bu köy benim gezerler. Gezerler de köylüye aman vermez göz açtırmazlar.
-Tahsildar havalıdır da, muhtarların havası az mıdır? Devletin köydeki en yetkili en mutemet adamıdır muhtarlar. Tabii muhtarın etkisi ölçüsünde de muhtarın oğlu da kendince poz atar köylülere,
-Bir gün köye tahsildar gelmiş, olacak bu ya,tam attan indiği an, bir grup köy delikanlısına rastlamış ve uzatmış dizginleri önüne çıkan gence. Fakat delikanlı biraz çekimser;
-Kusura bakma efendi, ben muhtarın oğluyum,der.
-O muhtarın oğlu ama, öteki de tahsildar.
-Hele hele, al atı gezdir, atı gezdir de gene muhtarın oğlu ol aslanım.
-Tabi muhtarın oğlu da olsa atı gezdirmiş.


Sayın Havuz ÖZBAY tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

ANAN KOCA GÜNÜ MÜ GÖRDÜ?

-Kadın çok evlenmiş, bazıları ölmüş, bazıları boşanmış, ya da bu boşanmış. Yaş da epeyce ilerlemiş. Bir gün oğlu, yarı şaka yarı ciddi sormuş;
-Ana kız, söylesene kaç kere evlendin?
-Bilmem ki oğlum, hele dur aklımı bir toplayım da sayayım sana. Ali’yinen Veli, dört de eveli, Recep’inen Şaban,bir de irahmetlik baban. Amaan oğlum, anan hiç koca günü mü gördü.


Sayın Haci ÖZER  tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

‘’OŞT DESEYDİN ANAM OŞT DESEYDİN’’

-Düğün olurda kadın olmaz mı? Boğazı altın ile dolu bir hanım ile kolları bilezikle dolu bir hanım, altınlarının fark edilmesi için çırpınıyorlar.
-Boğazı altınla dolu olan:
-Düğüne gelirken bir köpek çıktı, havladı havladı, az kalsın boğazıma sarılıyordu.
-Tabii bunları anlatırken,elleri de boynuna,boğazına hareketler yapmakta,altınlara cıkırtılar çıkartmaktadır.
-Kolu altınlı olan, fırsatı kaçırmaz. Ellerini bir köpeği azarlar gibi sallayarak:
-Oşt deseydin anam, oşt deseydin, derken onun da kollarındaki bileziklerin şıkırtısı davul sesini bastırmaktadır.
-Diğer kadınlar mı ne diyor?
-Görmemişin bir oğlu olmuş…


Sayın Bahri KOÇOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

YALANCININ KİRTİŞLİ BOYNUNU…
        
         -Kurt, tilki ve kaplumbağa arkadaş olup ava çıkmışlar. Bir iki tavşan üç-dört keklik yakalamışlar, ama kurt bakmış bu ancak kendisine yeter.
-Bakın, bu av az, bunu en iyisi bir kişi yesin de işe yarasın.
-İyi de kim, yesin diye bakınmış tilki ile kaplumbağa.
Kurt:
-Canım ne olacak, mesela içimizden en yaşlı olan yesin, deyivermiş.
-Peki, sen kaç yaşındasın demiş, kaplumbağa,’’bin’’ demiş kurt. Sonra,aynı soruyu tilkiye sormuş.;
-Ben, hani şu Nuh’un gemisinde gelen tilki vardı ya, işte benim babam idi, varın yaşımı hesaplayın.
-Bu arada bakmışlar ki, kaplumbağa iki gözü iki çeşme ağlıyor.’’Ne var’’demişler.
-Hiç sormayın, o Nuh tufanında benim iki tane torunum öldü.
-Tilki şaşkın ama kurt kızgın
-Yalancının kirtişli boynunu seveyim mi,buyurmuş.


Sayın Dağıstan ERDOĞAN tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

HERKES AKLINDAKİNİ SÖYLER

         -Adamın, karısının ve evde kalmış kızlarının, her üçünün de kulakları duymamaktadır. Olur mu böyle bir şey. Biz nerden bilelim, olmuş ki bizde duyduk.
Efendim uzatmayalım, bu adam, köyün merasına ev yapmaya kalkmış. Sen misin yapan, muhtardan tut, köyün sığırcısına kadar işe karışmış,’’yaptırmayız’’ diye tutturmuşlar.
Fakat, adamın inadı da inad,o kendi bildiğini okuyor,temeli atmaya devam ediyor.
O gün adam yine çalışırken, yoldan geçen bir yolcu:
         -Selamın aleyküm, kolay gelsin, demiş.
-Adam ters ters bakmış hani kulağı da duymuyor ya sinirlenmiş ve;
-Sizin de, meranızın da… Gelmişi geçmişi katmış. Çekici, testereyi almış ve kızgın eve gelmiş, oraya atmış elindekileri.
-Kadın şöyle bir bakmış ve, adamın yemek pişmediği için kızdığını zannetmiş, kızına işaret ederken, seslenmiş:
-Yahu adam, ne kızıp durursun,evde yağ var da pilav pişirmedim mi? Getir kızım şu yağ küleğini baban görsün.
-Evde kalmış kız, ana babasının suratını görür, duymuyor ama yorumluyor, bozulur. -Ağlamaklı bir sesle konuşur.
-Ben ne edeyim anam, bana ‘’seni filana verdik’’dediniz de, ben ‘’yok’’ mu dedim.


Sayın Bahri KOÇOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

SÜRÜYÜ SATTIM

-Siyahlı Karazade,kocası genç yaşta sefere gitmiş iki çocuğu ile dul kalmıştır.
-Evlenmez, çocukları büyütür, evlendirir, Gelinin babası olan hısım, Kar zade’ye evlilik teklif eder. Karazade kızmıştır.
-Kusura bakma dünür, atın yerine eşek bağlanmaz, diyerek, eski kocasının ne kadar sevdiğini belli eder.
-Adam izdivaçta ısrarlı olunca.
-İleri gitme, dedik ya işte, hem ben sürüyü sattım, köpek derdinden kurtuldum. Anlasana itin eniği.
-‘’Sürüyü sattım köpek derdinden kurtuldum’’demiş ya.


Sayın Süleyman ÇATALYÜREK tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

ZİFT OLDUN BİRE…

-Akdağmadeni Karahisartatlısı köyü muhtarı Kara Hasan, yiğit ve hanedan bir adamdır.
-Kara Hasan gençliğinde,kara eşeğe,,kara kıldan yapılmış kara bir heybe atar,üzerine kara bir kaba minder koyar ve kara yolundan yola çıkar.
-Yolda bir yaşlı adamla karşılaşır ve aralarında, şöyle bir konuşma cereyan eder.
-Nerelisin delikanlı?
-Karahisartatlısından emmi.
-Adın nedir?
-Kara Hasan
-Hımm peki ne yana böyle?
-Karapınar’a doğru.
-Hayırdır,ne yapacaksın Karapınar’da
-Karapınarlı Karahalil ahbabımdır.
-Kara ,kara,kara…kara yedin içtin be Kara Hasan,zift oldun bire.


Sayın İhsan KURT tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

KAŞINDA BENZER,GÖZÜNDE BENZER AMA…

         -Sultan Süleyman devrinde, ayının birisi, çiftçinin birisinin öküzünü yemiş. Öküzü tek kalan çiftçi, durumu Sultan Süleyman’a şikayet etmiş, ve Hz.Süleyman, çağırmış öküzü yiyen ayıyı, mahkeme etmiş. Ayıyı, öküzünü yediği çiftçiye dört yıl öküzlük yapmaya mahkûm etmiş.
-Ayının da tek şartı varmış:
-Suçluyum, cezamı da çekeceğim, yalnız, öküzlük yapacağım bu dört yıl içinde, bu çiftçi bana öküz diyecek,bir kere bile ayı dediği zaman cezam bitmiş sayılacak.
-Nerden bilsin çiftçi, ayının her zaman ayılık yapacağını,’’tamam’2 demiş,ve ayıyı yedeğine alıp getirmiş evine. Ertesi gün gitmişler tarlaya başlamışlar çift sürmeye. Ayı üç günde zıllımış.
-Önce cızıya yatmış sonra cızıdan çıkmış, boyunduruğu kırmış. Fakat bu arada çiftçi, ayıya ‘’ayı’’ dememek için kendini zor tutuyormuş. Ne yapsın, ‘’ayı’’ dese, anlaşma bitecektir.
-Neyse,altı ay, bir sene çekmiş ayıyı, yine bir gün çift sürerken ayı, ayaklarını havaya dikmiş cızıya yatıyor. İstiyor ki çiftçi kendisine ‘’ayı’’ desin. Ama çiftçi de yamandır, geçer ayının karşısına.
-Bana bak, hiç uğraşma kaşında benziyor, gözünde benziyor ama,hiç umutlanma diyemem.


Sayın Bahri KOÇOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

VAY SANA ÇALDIĞIM HAVALAR

-Bizim Sorgun’da, havalinin en güzel kızının düğünü oluyor. Oğlan tarafı, kaynana, kaynata, damat bey mutlu,Sorgun’un hatta Yozgat’ın en güzel kızı gelinleri olacak.Kız tarafı memnun,Allah’ın bağışladığı yörenin en güzel kızlarını,arı namusu ile büyütüp gelin ediyorlar.
Düğün dediysek düğün amma, gelen giden birbirine uğruyor. İki çift davulcu, misafir karşılamaya yetmiyor. Azıcık ara verseler gençler tepelerine bitiveriyorlar. ‘’Hadi  usta, vur bir Kamalı’’
-Efendim, hele hele zurnacının birisi, yaşının, tecrübesinin verdiği bütün kıvraklığını nefesine ve parmaklarına vermiş, öyle bir üflüyor ki Sorgundan çaldığı zurna Çalatlıda,Muslubelen’den duyuluyor.
-Düğün oluyor zaman geçiyor, bu güzel gelin çoluğa çocuğa karışıyor bizim zurnacı da iyice kocayıp düğünlerde çalamaz oluyor. Yorgun, yaşlı ve yardıma muhtaçtır. Yine yolsuz kaldığı bir gün ‘’Nasılsa düğününü çaldım şu güzel hanımın,gideyim de yardım isteyeyim’’ diye düşünüyor ve o güzel gelinin kapısını çalıyor. Fakat gelin onu tersleyip kapıyı yüzüne örtünce, üzülüyor bizim zurnacı, o sırada, bu hanımın düğününde çaldığı havalar, gösterdiği gayret aklına geliyor ve hayıflanıyor…
-Vay sana çaldığım havalar, deyiveriyor.


Sayın İsmet BİÇER tarafından arşivimize kazandırılmıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

KAN ÇIKMAYINCA İNANMAZ DÜRZÜ…

-Çandır’ı bilirsiniz, küçük, şirin mi şirin, çiçeği burnunda ilçelerimizden. Orada bir Bozoklu ile, Palanın Burhan isimli iki hemşerimiz yaşar.
İkisi de adam, ikisi de yiğit, ikisi de nüktedan.
-Çevrenin en güzel şakalarını onlar yaparlar, sonra da Çandır’lının dilinde diyar diyar dolaşır, sonunda bir can dostumuz bize aktarır, biz de yayın ederiz tüm dünyaya,buyurun efendim,bir şakaları şöyle.
-Palanın Burhan ve Bozoklu bir kavaklık alırlar ortak, kesip satacakları karı bölüşeceklerdir. -Fakat aldıkları kavaklığın yanında bir elmalık vardır.Adam,aksi hemen tehdit eder.
-Bakın haaa… benim elmalarımın bir yaprağına zarar gelirse siz kavakları keserken,sonunu siz hesaplayın.
-Olan olur, elmaların üzerine aykırı bir düşen kavak, bir sıra elmanın yan kollarını yere yatırıverir. Adam ele tüfek geliyor, bizimkiler başlarlar çareye…
-Sonunda kendi aralarında öyle bir kavgaya karar verirler ki, adam pişmanlıklarını görüp kendilerine ilişmesin. Bozoklu eline bir yaş geçirir, Palan’ın Burhan’ın kafasına der öyle bir vurur ki, kan akmaya başlar.
-‘’Ulan Bozoklu’’ der Burhan, ‘’bu şaka yahu, niye öyle vurursun Allahtan korkmaz.’’
-Aman dur gardaşım,der Bozoklu, pezevenk geliyor,kan çıkmayınca inanmaz da başımız belaya girer,sık dişini…
-Yaa, yaşıyorlarsa Allah uzun ömür versin, öldülerse Allah rahmet eylesin.


Sayın İlhan İLBAY tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

VAY SANA ÇALDIĞIM HAVALAR

-Bizim Sorgun’da bir düğün olmaktadır. Davetlilerin biri gelip biri gidiyor. Düğün sahibi masraftan kaçınmıyor, izzet ikram boldur, her şey iyi ve güzel, güzel şeyler bol bol konuşuluyor, ama asıl konuşulan güzellik nedir bilir misiniz,’’Gelinin güzelliği…’’yerindedir.
Düğünü çalan zurnacının da keyfi yerindedir. Herkes gibi o da gelin hanımın güzelliğini duymuştur. Meğerki gelin hanım çok güzeldir, o da sanatının en güzel icrasını yapmalıdır. Öyle güzel,öyle usta çalar ki,zurnanın sesi,nerdeyse Muslubelen’den duyurulur.
-Uzatmayalım, düğün biter, davulcu davulu ‘’güm’’ deyi kayınbabanın önüne vurur, kayınbaba  elini kesesine atar, davulcun bahşişini vermek için. Fakat zurnacı bileğine yapışır.
-Aman ağam kurbanın olayım, ben bahşiş mahşiş istemem, senin gelinin benim dünya ahret bacımdır. Herkes de onun güzelliğini methetmektedir. Ruhsat verirsen, bir kere olsun gelin kızımızı görmek dilerim, der.
-Etraftan,’’olur adam ne olacak görsün’’ gibi destekler de bulunca, kayınbaba ‘’olur’’ der, gelin hanımın duvağı açılır ve zurnacı ile birlikte tüm davetliler gelinin yüzünü görürler. Herkes, bir ‘’maşallah’’ daha çeker,’’bir yastıkta kocasınlar’’duaları yapılır ama zurnacının yüzü asılmıştır. Gelin, hiç de umduğu kadar güzel çıkmamıştır. Üzülmüştür o kadar iştahla çaldığı havalara.
-‘’Vay sana çaldığı havalar’’ diyerek üzüntüsünü belli eder.


Sayın Sait ORHAN  tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

KARA KÖPEKLE DEF-İ HACETTİN İLGİSİ

-Adamın evine misafir gelmiş, yatağını beşikteki bebeğin olduğu odaya yapmışlar. Fakat olacak bu ya, gece adamın tuvalet ihtiyacı gelmiş. Hani o zamanlar evlerin içinde tuvalet yoktur, avlunun bir köşesindedir. Adam evden çıkıp, avludan geçecek ki tuvalete ulaşabilsin. Öyle de niyetlenmiş. Kapıyı tam açmış avluya çıkacak, o da ne, hane sahibinin koca kara köpeği onu dişleriyle karşılamış. Anan aşağı, baban yukarı, kara köpek adama bir türlü izin vermemiş ki, adam ihtiyacını gidersin. İyice de sıkışmış hani.
-Geri dönmüş adamcağız, işer fena, sıkışmış ne yapsın açmış bebeğin bezini, ihtiyacını gidermiş ve tekrar bezi bebeğin altına koynuş, Sabahleyin gün ışımadan da kalkmış sıvışmış utancından.
-Sabah kadın, misafirin olmadığını görünce bebeğin altını değiştirmek istemiş. Açmış bezi, bir de ne görsün. Kocasına işaret etmiş.
-Gel hele herif, gel.
-Adam bakar ki, çocuğun altındaki def-i hacet, hiç de çocuğunkine benzemiyor. Misafir de ortalarda görünmeyince anlar…
-Yok, hanım yok, bu suç çocuğun değil. Bizim bu kara köpek bu avluda durdukça ve de bize misafir geldikçe, bizim bebek her zaman böyle bir def-i hacet yapacaktır.


Sayın Hacı ÖZER tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

BOYNUZSUZ KURBAN

-Bir Ahmet Ağa vardır, komşusu dul bir kadındır. Kadıncağız çocuklarının başını bekleyip büyütmek çabasındadır.
-Ahmet ağanın südü cımbıldamış bir ara, kadına nahoş bir şey teklif edecek. Ama kadının o taraklarda hiç bezi yok. Kurban bayramı yaklaşıyor. Kadın da dul, hani komşusu değil mi, Ahmet Ağa’dan yardım istemiş.
-Aman Ahmet Ağa, kurban da geliyor, ne yapacaksak.
-Ahmet Ağa fırsatı kaçırmamış:
-Sen kurbanı ne yapacaksın komşum, dile ben sana her gün kurban olurum.
-Kadın anlamış, ama cevabı da vermiş.
-Sağ ol Ahmet Ağa, bana bir kere kurban lazım.
-Tamam, işte, ben oluyum.
-Yok, yok, bana kurbanın boynuzsuz olanı gerek.


Sayın Bahri KOÇOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

KUYRUKSUZ KUNNAYAN EŞEK

-Adam gece yatakta dönüp duruyor. Karısı kızar,
-Ne dönüp duruyorsan be adam, niçin uyumazsın derdin ne?
-Sorma hanım, bizim komşunun eşeği kuyruksuz kunnamış, ne yapacağımı şaşırdım.
-Üstüne iyilik sağlık, sana ne komşu eşeğinin kuyruksuz kunnadığı sıpadan be adam.
-Yahu sen ne anlayışsız hatunsun. Şimdi o sıpa büyümeyecek mi?
-Büyüyecek, ne var bunda.
-Ne var olur mu, büyüyecek, eşek olacak, Eşek olur da çamura çökmez olur mu?
-Belle ki çöktü diyelim, ne var bunda.
-Bak bak, daha ne var der. Eee, eşeği çukura çökünce, komşum önce kimden yardım isteyecek. Benden.
-Eee’
-Eesi şimdi ben, o eşeği çamurdan kurtarmak için ne yapacağım.Eşeğin kuyruğu da yok ki, çeksem de çıkarsam.Kara kara bunu düşünürüm,haksız mıyım?


Sayın Nuri GÜLAY tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

NİYE ETEĞİMDEN ÇEKMEDİN

-Ağanın adamları ağayı öğüyorlar. Her ne vesile bulurlarsa kaçırmıyorlar ağalarını öğmek için. Zaten hani’’ şeyh uçmaz mürit uçurur’’ derler ya.
-Ağa ile adamı daha önce anlaşmışlar, şayet adam, ağasının öğülme dozunu fazla kaçırdıysa, ağa adamın ceketinden çekecek o da biraz dozu azaltacak.
O günkü konu avdır. Adam, ağasının tazısını övüyor.
-Benim ağamın kara tazısı, tavşanı kaldırdı Adana’dan, ağam oraya biçerle ekin biçtirmeye gitmişti. Efendim, Urfa, Gaziantep, Maraş, Adıyaman, Diyarbakır derken, sürdü geldi,geri Diyarbakır yakınlarında Ağamın kara tazısı boz tavşanın vurdu sırtını yere.
-Herkes birbirinin gözüne bakıyor. Herkes bakıyor ama ağa eteğini çekmediğine göre adam rahat.
Birisi söz alır.
-Hele gardaş, hani bu av zamanı vakit yaz idi değil mi?
-Yaz idi ya,ekin biçtiriyor dedik ya.
-İyi de oralarda Fırsat mıdır, Dicle midir bir nehir olacak. Bildiğim kadarıyla tavşan suya tavşan suya giremez. Hele de bakıyım, senin ağanın tazısı geçti desek bile, tavşan nasıl geçecek, yaz günü de su buz tutmaz ya.
-Söyleyecek hiçbir şey yoktur. Adam ‘’hıkmık’’eder, sonunda ağasına bakar imdat ister gibi.
-Ağam,niye eteğimden çekmedin.


Sayın Süleyman ÇATALYÜREK tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

YA O İT NERE ÜRÜR?

-Adam yabancıdır, yorulmuştur. İlk rastladığı köydeki çatal kapılı bir eve misafir olmak niyetiyle kapıyı çalar. Bu arada bir köpek havlamaya başlar. Öylesine havlar ki,adam lisan-ı hal ile köpeğe sorar.
-Yahu köpek, bu ne kafadar feryad, niçin böyle havlayıp durusun?
-Elbette havlayacağım, bu benim vazifemdir. Sahibim beni çabucak duysun ve gelsin diye bağırır dururum.
-Peki, seni anladık, bu duvarın üstündeki köpek niye bu kadar havlıyor?
-Ha o mu? O benim komşumdur. Onlara biri geldi mi ben havlar ona haber veririm. Böyle bize de biri geldi mi o havlar, yardımlaşırız.
Adamcağız, bu arada, uzaktan duyulan başka bir köpeğin sesini işaret eder.
-Ne güzel bir işbirliği, peki, bu uzaktan gelen ses ne, o niçin havlıyor.
-Ona kulağasma, o boşuna havlıyor.


Sayın Bahri KOÇOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

HA BABAM HAKİM BEY HA…

-Eee, Allah düşürmesin, bizim işimiz sık sık mahkemeye de düşüyor işte. Ne için düşüldüyse de düşüyor işte. Ne için düşüldüyse, hemşerimiz birisi mahkemede şahitlik yapması icap etmiş,hakim de kimlik tespiti yapmak için bizimkinin sormuş adını soyadını, sıra gelmiş köyüne.
-Nerelisin?
-Şey hakim bey, ben…
-Nerelisin oğlum,hangi köydensin?
-Ben mi Hakim bey hiç dil yutulur mu?
-Şimdi atarım dışarı oğlum, söylesene hangi köydensin?
-Ha, desene kurban olduğum hakimim, ben, Üsük Ka’nın köyündenim.
-Üsük Ka’mi, oğlum Üsük Ka de kim?
-Adamın gözünde Üsük Ka tüm dünyanın tanıdığı bir adamdır. Hakimin Üsük Ka ‘yi tanımamasına ihtimal veremez. Şaka zannetmiştir.
-Ha babam Hakim Bey ha, koskoca Üsük Ka’yı tanımayaydın.


Sayın Havuz ÖZBAY tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

SENİ DE Mİ KÖR RECEP SÜNNET ETTİ?

-Ankara’da umumi bir tuvalette,iki kişi küçük çişlerini yapmaktadırlar. Bu iki kişiden birisi, diğerine döner;
-Yozgatlı mısın arkadaş?
-‘’Evet’’
-Boğazlıyan’dan mısın?
-Köyümü de bileydin.
-Aşağı Topal köyündensin.
-Neyse, işlerini bitirirler, ellerini sabunlarken, sohbetleri koyulaştırırlar.
-Vallahi doğru, sahi bütün bunları nerden biliyorsun,
-Bu kadar şaşırma hemşerim, ben de Boğazlıyanlıyım ve beni de Kör Recep sünnet etti.
-İyi de, nasıl bildin onu söyle.
-Canım bunu bilmeyecek ne var. Kör Recep kör tarafına gelince hep yan keser. Küçük çişini yaparken, ayağıma işedin haberin yok mu?

DENMEZ Kİ DİYESİN

-Adamın birisi, öylesine övün geç ve bir o kadar da gevezedir ki, sormayın gitsin. Yine o gün, atından, katırından, evdeki kasasından, hanımının kollarındaki bilezikten ve dahi, bir sürü menkulünden, gayrimenkulünden övünerek bahseder.
-Onu dinleyen iki yankesici, o gece bu ad Mehmet Efendinin evini soymaya karar verirler. Ne yapar adamın adresini de bulurlar.
-Hazırlıkları yapıp, o gece adamın evine  girdiklerinde, bırakın atı katırı, doğru dürüst, çalınacak iki parça eşya bile bulamazlar. Elleri boş, kös kös evlerine dönerler.
-Ertesi gün, evlerine girdikleri adamı, etrafındaki insanlara yine övünürken bulurlar. Adam yine, atından katırından, altınlarından kasadaki paralarından dem vurmaktadır.
Bizim hırsızlar göz göze gelirler, birisi,
-‘’Denmez ki, diyesin’’,deyiveriri…


Sayın Bahri KOÇOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

AKILLI MEHMED EFENDİ

-Mehmet Efendi çok akıllıymış, her akıl gereken işte onu çağırırlar, akıl alırlarmış.
-Nasıl olduysa, köyde, öküzün birisinin kafası bir küpe girmiş. Bir türlü çıkmak bilmiyor. Küpü de kırmak istemiyorlar.
-Sonunda, Mehmet Efendi’ye danışmak akıllarına gelir. Çağırırlar da.
-Gelir Mehmet Efendi bir hava ile.
-Kesin öküzü, buyurur.
-Hani, bir hikmet sanırlar, keserler, fakat kafa düşer küpün içine, gene de çıkmıyor. Bu sefer Mehmet Efendi buyurur.
-Kırın Çanağı…
         -Yaaa


Sayın Kadir DOĞRUER  tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

KABAĞI KİM YEDİYSE GERDEĞE O GİRSİN

-Bizim köylerin birinde karaların uşağı diye bilinen bir aile vardır. Karaların uşaklarının hepsi, yediden yetmişe kabağı çok severler.
-İşte bu ailede, bir delikanlının düğünü oluyor, düğünün de son günü. Anası,’’oğlum sever’’ deyi kabak pişirmiş yine. Hani düğün telaşı, ailenin bütün fertleri kabaklarını yemişler, anası bir tabak da, gerdeğe girecek oğluna ayırmış. ‘’Akşam olmadan, bir çala uğrar, nasılsa yer’’ deyi.
-Fakat olacak bu ya, küçük kardeş gelir, bakar ki, rafta koca bir tabak kabak, alır kaşığı eline, hemen helkeden dört beş kaşık yoğurt katar ve çıkla çıkla, basar kaşığı kabağa.
-Neden sonra da damat bey gelir kabağını yemek üzere. Anası, arar-tarar kabak yok. Damat bey somurtur, oturur şoruya. Bu arada aile büyükleri köy odasından haber gönderirler.’’Oğlan gelsin hoca gelecek, dua okunacak, damat girecek’’ deyi.
-Fakat bizimkinin suratından düşen bin parça. Kardeşinin kendisine ayrılan kabağı yemesini henüz affedememiştir.
-Söyleyin babama, gelmiyorum. Kabağı kim yediyse, gerdeğe o girsin.


Sayın Bahri KOÇOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

GEL DE ŞU KÖYLÜLERE LAF ANLAT

-Kadın iki çocuğu ile çok perişandır. Kocası olacak adam, alçağın, namussuzun birisidir. İçki, kumar, safahat, her ne medeniyet ararsanız hepsi bu adamda tekmildir.
-Üstelik çalışmıyor, çalışmamakla kalsa iyi, kadının ara sıra gündeliğe giderek kazandığı parayı bile, geliyor dövüş nizah elinden alıp gidiyor.
-Üç ay böyle, üç yıl böyle, kadının daha fazla çekecek tahammülü kalmıyor.
-‘’Nasıl olsa evi de ben geçindiriyorum. Hiç değilse, boşanayım da, bu utanmaz herifin yükü bari üstümden insin’’ diye düşünür. Düşüncesini de hemen fiiliyata döker. Boşanmak için mahkemeye başvurur. Hakim de kadını haklı bulmuş ki, kısa zamanda da boşanırlar. Fakat kadının yüreğini de bir alaf sarmaya başlar.
Der ki :
-‘’Boşandığıma yanmam da, gel şimdi köylüye laf anlat’’.


Sayın İsmail ÖZBAY tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

O ZAMAN EŞŞEK ÇÜĞER

-Kuyumcu köyünde Öğretmenlik yapan Mustafa Ozan Hoca’nın, Hasan diye bir öğrencisi var. -Hasan sınıfın biraz iricesi, saf görünüyor ama anasının gözü yaman bir yaramaz.
-Öğretmen bunu anlamış, bir gün :
-Bak Hasan, sen saf maf değil, aksine cin gibi bir oğlansın kerata, bir köyü bir eşeğe bindirir, üstüne de kendin binersin, dediğinde,
-Hasan sırıtmış;
-Olurmu öğretmenim, o zaman eşek çüğer.
-Çüğermi?
-Çüğer ya, bir köylüyü eşek nasıl kaldırsın.


Sayın Mustafa OZAN tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU
Çüğmek:Fazla yük yüklenen eşeğin belini eğmesi.

KAFAMI BOZDUĞUNUN FARKINDA MISIN?

-Adam dere ağzına bostan ektirmiştir.’’Dere ağzına bostan ekme sel için, yetmişinden sonra evlenme el için’’ demiş atalar. Eee, dere ağzına bostan ekersen ne olur, elbette sel alır. Öyle de olmuş, birinci sel gelmiş almış götürmüş ne varsa. Adam ‘’Allah’tan’’ demiş, bir daha ekmiş.
-O da ne,bir sel daha gelmiş,adamın biraz canı sıkılmış ama yine ‘’Allah’tan’’demiş,vakit de müsait olacak ki,üçüncü kere ekmiş bostanı.
-Olacak bu ya, bir sel daha gelmiş. Adam bakmış bostana ki yerinde yeller esiyor. Suratını asmış, bakmış havaya doğru, her zaman var olduğuna, bir olduğuna ve büyük olduğuna inandığı yukarıdakine, tatlı sert çıkışmış.
-Bana bak, kafamı bozduğunun farkında mısın?


Sayın Siyami YOZGAT tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

KENDİ OKKAM KENDİ TERAZİM İLE

-Serçe, etrafına orman sakinlerini toplamış, öyle heyecanlı bir şey anlatıyor ki sormayın. Anlattığı şey de, heyecanlı olduğu kadar da korkulu. Serçecik, ne kadar korktuğunu, heyecanlandığını tarif edebilmek için:
-Öyle korktum, öyle korktum ki, kırk batman yağım eridi, deyiverir.
-Hani tilki de orda ya, tilkiliğini gösterecek elbette, sivri burnunun üstündeki seyret bıyıklarının altından sırıtır.
-Yahu serçe kardeş, biraz insaflı atsan olmaz mı, senin etin ne budun ne ki, kırk batman yağın erisin. Sende ne gezer kırk batman yağ, der.
-Serçe, ters ters bakar tilkiye.
-Bak işte senin zekân ona ermez. Ben kırk batman yağım eridi dediysem, kendi okkam, kendi terazim ile demek istedim. Ya…
-Bozulan tilki kuyruğunu kısıp oradan kavuşmuş.


Sayın Bahri KOÇOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

KOCA ÜSÜK KAYİ BİLEMİYEYDİN

-Eğnelli köyüne keşif gelecektir. Hani benim yiğit hemşerilerime, dağ gibi işleri ver, duman ederler, ama beklemek onlara zor gelir. Epeyce beklerler, ama hakim bir türlü gelmez.
-Bizim muhtar Üsük Ka, merhum, geçer kollu telefon makinesinin başına, çevirir ve bulur hakimi, aralarında şöyle bir bir konuşma geçer.
-Yahu Hakim bey, sabahtan beri seni bekliyoruz, nerdesin?
-Beni nerede bekliyorsunuz, anlayamadım
-Eynelli mi, orada neresi?
-Amma da şakacısın hakim bey,adam Eynelli’yi tanımaz mı?
-Oğlum,çok konuşma işim var,hele sen kimsin söyle.
-İlahi hakim bey, benide mi bilemedin, Ben Üsük Ka’yim Üsük Ka.
-Üsük Ka mi, oğlum Üsük Ka de kim?
-Ha babam hakim bey ha, koskoca Üsük Ka’yi bilemeyeydin.


Sayın Ayrıdam Köyü Muhtarı Mehmet ALTINOK(Pala) tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

BU HUY SANA HUY DEĞİL…

-Adamın inat mı inat bir boz eşeği vardır. Avluya gir desin girmez, ahırdan çık dersin çıkmaz. Adam binmek ister huysuzlanır, inmek ister dökmedik makam bırakmaz.
-Yine böyle bir gün, adam eşeğinin sırtında bir küçük özden geçiyor. Epey zamandır yolda olduklarından ve eşek pek bir huysuzluk yapmadığından adam rahattır. Hani her zamankinin aksine biraz tedbiri de elden bırakmıştır.
-Sen misin tedbiri elden bırakan, tam suyun ortasında, kaldırınca yere vurmuş adamı boz eşek. Sonra da kulaklarını dikmiş utanmaz utanmaz üstü başı su içinde kalan adama bakmış.Adam da ona bakmış tabi,ama ne bakış,kızgınlık mı,sitem mi,pek belli değil.Ama acı acı başını sallamış.
-‘’Baka benim boz eşeğim, baka eşşoğlueşşek, ben güneşe çıkarım, yarım saatte kururum, ama bilesin, bu huy sana huy değil…’’


Sayın Hüseyin YEŞİL tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

TUMMADAN TUMMAYA FARK VAR

-Ramazan, tam Ağustosun cıkır cıkır sıcağına denk gelmiş. Harman hasıl ortada. Gelingüllü’lü iki hemşerim, biraz serinlemek üzere kaynağa inmişler, çimiyorlar. Biri dalıp çıktıkça;
-Ooooh ciğerim buza döndü, diyor.
-Diğeri de keyifle dalıp çıkıyor ama, ciğerinin buza döndüğü falan yok,nihayet derisi ıslanıyor.
-Sorar:
-Yahu arkadaş, bu nasıl oluyor, sen daldıkça ciyerin nasıl buza dönüyor, anlat hele,benim ciğerim suyun altında bile yanıyor.
-Hımm, sen bilmezsin, tummadan tummaya fark var.
-Meğer, ciğeri buza dönen hemşerimiz, suyun dibine daldıkça, bol bol su içermiş, ya…


Sayın Merhum Serdar AYAN tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

ŞU GİDEN MİSAFİR SENDEN İYİ
-Adam uzun zamandır yolda, bir köyün içinden geçerken, ilk rastladığı kapıyı çalar. Bir genç kız çıkar.
—Kızım, çok yoruldum ve susadım. Allah rızası için bana bir tas su der.
-Kız,’’olur emmi’’der ve birkaç dakika içinde buz gibi su ile döner. Adam suyu kana kana içip, gerekli hayır dualar yaptıktan sonra tası uzatır.
—Görüyor musun hanım kızım, bir tas su ile beni ağırladın. Benden iyi misafir olmaz değil mi?
-Kız, tası alırken gülümser ve yoldan geçen bir yolcuyu gösterir.
-Kusura bakma emice, şu giden yolcu senden daha iyi misafir.
—Niye ki kızım?
—O bir tas su bile istemedi.


Sayın Vakkas AYDEMİR tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

GÜLAĞAMİ GETİRME GAVURUN BABASI…

-Adamın kızı çok güzeldir, dünürcüsü de çoktur, gelip giden bir sürü. Fakat, adam kızına sormadan da kimseye vermek istemediğinden, uygun düşürüp, şaka ile karışık sormaya başlar kızına.
—Kızım seni filana vereyim mi?
—Olmaz baba, onun gözü şaşı.
—Kızım seni fiş mekana vereyim mi?
—Yok baba, onun burnu akıyor.
—Kızım seni ötekine vereyim mi?
—Sakın ha baba, onun kafasında var.
-Öyle, böyle, baba ne teklif ettiyse kız hep reddetmiş, sıra gelmiş, kızında gönlünün olduğu oğlana. Olur olur olamaz mı yani. Baba sonunda onu da teklif etmiş.
-Kızım seni, filanın oğlu istiyor, vereyim mi?
-Kız kıkırdayarak gülmüş.
—Gavurun babası, gülağami getirme.


Sayın İsmail ÖZBAY tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

ARZU ERKEK MİYDİ?

-İki adam ava çıkmışlar, fakat o da ne, bir kar, bir fırtına azmışlar. Allahtan bir mağaraya rastlayıp sığınmışlar. Yine çok soğukmuş. İçlerinden bir tanesi, uyudukları an, donacaklarını biliyor. Devamlı uyanık durmak ve arkadaşlarını konuşturmak için başlamış ona Arzu ile -Kamber hikâyesini anlatmaya.
-Sabaha kadar Arzu ve Kamber konuşmuşlar. Sabah fırtına dinmiş, güneş çıkmış, bizim kazazede de kuyruğu kurtarmışlar. Dönmüşler köylerine, konu komşu geçmiş olsuna gelmiş. Sobanın başında, keyifle çaylarını içerlerken, Arzu ve Kamberi dinleyen, hikâyeyi anlatan arkadaşına…
-Yahu arkadaş, sağ ol, beni uyutmamak için hikâye anlattın durdun. Fakat anlayamadım şu hikâyedeki Arzu, erkek olan mıydı, kadın olan mıydı?


Sayın Bahri KOÇOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

SUYA GİDER-SUSUZ GELİR

-Birinci adam diyormuş ki:
—Ben seni suya götürür, susuz getiririm.
İkinci adam da az değil:
-Böyle saçma şey olur mu, aklım başımda benim, haydi yap da görelim,şeklinde iddia ediyormuş.
-Sekiz-on kişilik şahitlerin huzurunda tutmuşlar çeşmenin yolunu. Şahitler uzak bir mesafede kendilerini bekliyorlar. Varmışlar suyun başına.
-Birinci adam:
-Bak arkadaş,ben sana su içirmeye,fakat,şahitlerin yanına varınca inkar edersin,deyince;
-İkinci adam:
—Vallahi, billahi etmem, doğruyu söylerim, dediyse de, birinci adam ısrar etmiş, geriye dönüş bir şahit getirmeleri için.
-Gelmişler, kendilerini merakla bekleyen şahitlerin karşısına.
-Birinci adam:
-İşte arkadaşlar, bu arkadaşımızı suya götürdüm, susuz getirdim. Bana inanmıyorsanız kendisine sorun.
-İkinci adam, ağzını açıp ta kendisini savunacak iki çift laf edememiş.


Sayın Havuz ÖZBAY tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

HACI EMMİN YALAN MI SÖYLÜYOR?

-Dul ana ile evde kalmış kızı, evlerinin önünde sergi karıştırıyorlar. Oradan bir yaşlı adam geçerken eğleşir ve su ister. Kız koşar koca bir tasta kesekli bir ayran yapar, ikram eder. -Adam da duanın bini bir para.
-Kadın sorar:
—Nereden gelip nereye gidiyon Hacı emmi?
—İstanbul’dan.
-Ne var ne yok İstanbul’da?
-İstanbul’da ne olacak, acayip bir memleket.
-Nasılmış ki bu acayipliği?
-Nasıl olacak, koca karıları tutup ergen oğlanlara veriyorlar, ergen kızları da yaşlı heriflere veriyorlar.
-Konuşulanları dinleyen kız,gayrı ihtiyari tepki gösterir.,
-Bırt, hiç öyle olur muymuş?
-Kadın kızını tersler:
-Sus kız elekçi, ne bırt ne cırt, koskoca hacı emmin yalan mı söylüyor.


Sayın Bahri KOÇOĞLU tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

ALLAH’A NE MUDARAM KALDI

-Kadın güzel, kadın alımlı, üstelik, kafasından geçenleri türküye maniye dökecek kadar da cesur.
-Gönül bu ya, bu kadının gönlü Musa isimli bir gence düşmüş.Maniyi de oturtmuş hemen.
Arıstıkta kutuyum
Gileboru yutuyum
Musa benim olursa
Altay oruç tutuyum
-Allah da dileğini kabul buyurmuş sonunda Musa kadının olmuş.Daha önce söylediği türküyü bilenler.
-Haydı bakalım Musa senin oldu altı ay oruç tut bakalım.
-Ooo demiş kadın.”Musa benim olduktan sonra Allah’a ne mudaram kaldı.”


Sayın Hacı ÖZER tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU

BOYU UZAMIŞ AMA TADI DA KAÇMIŞ
-Hemşehrimizin birisi Sorgun pazarında adını bilmediği taze inciri görünce iki kilo almış ki evde çocuklar yiye.Köye doğru giderken tadına bir bakmak istemiş.Bir tane ağzına alan sen misin?Aman Allah ne kadar da lezzetli.Bir daha bir daha tadına bakayım derken kese kağıdının dibini bulmuş.Tabii evde de böyle böyle oldu diyememiş.
-Tekrar Sorguna gelmiş öbür Perşembe o yemişten yeniden alacak köye götürecek ki  kendi kendini affettire.Ne o yemişi görebilmiş ne de pazaracılara tarif edebiliyormuş.En sonun da;
-Hani şöyle dışı deri gibiydi.İçi de bulgur bulgur..
-Pazarcı bu tarife göre bir patlıcan uzatmış.Tamam işte dışı deri gibi amma biraz kararmış.İçi de bulgur bulgur.Şöyle bir ısırmış yüzünü buruşturmu.
-Hemşehrim demiş Hadi çok kaynatıp rengini karartmışsın, neyse ama boyunu uzatırken tadını da kaçırmışsın.


Sayın Cahit BABACAN tarafından arşivimize kazandırılımıştır.Kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.Ertuğrul KAPUSUZOĞLU
Kaynak:Kaynak: Değerli hemşehrimiz Ertuğrul KAPUSUZOĞLU’nun 1994 YOZGAT Kültür Takvimi.