Menu:




















 

Atila Güler’in Hasbek İlkokulundan öğretmen arkadaşı olan Nuri Bölük anlatıyor: “Atila Güler, Hasbek İlkokulunda benim okul müdürüm idi. Okulumuzda bir de eğitmen( 3) görev yapıyordu. Eğitmenin, mesleki yönden bazı eksikleri, yetersizlikleri vardı. Bu yetersizliklerin bir an önce ve okulda yapı-

eğitmen:
1936 yılında, az nüfuslu köylerin eğitim ve öğretim işlerini görmek, tarımın ileri bir teknik içinde yürütülmesi bakımından köylülere kılavuzluk etmek amacı ile eğitmen yetiştirilmeye. başlanmıştı. Eğlenenler, öğretmen göndermeye elverişli bulunmayan köylere atanıyorlardı. Bunlar, eğitmen kurslarında yetiştiriliyorlardı. Kurslara, askerliğini çavuş olarak yapmış, okuma - yazması düzgün genç köylüler alınıyordu. Kursta altı ay öğretim gören ve başarı sağlayan eğitmenler, sonra gene kendi köylerine atanıyorlardı. Eğitmenlerin çalıştığı köy okulları “eğitmenli okul” diye adlandırılıyordu. Bu okullar üç sınıflı idi. Buralardan mezun olan köy çocuklarına üç sınıflı ilkokul mezunu deniyordu.
Eğitmen kursları tarım işlerine elverişli arazisi bulunan köylerde açılmaya başlandı, sonraları da koy enstitülerine bağlandı. 1946 yılına kadar köy enstitülerinin çoğunda eğitmen kursları vardı. 1947’den itibaren eğitmen kurslarına eleman alınmadı. Böylece eğitmen kursu uygulaması sona ermiş oldu. Bu zamana kadar eğitmenlerin çalıştığı 5-15 köyden bir bölge meydana getirilerek her bölgeye oradaki eğitmenleri devamlı olarak yetiştirmek ve onların çalışmalarını denetlemek üzere öğretmen okulu ya da köy Enstitüsü mezunu bir gezici başöğretmen atanmaktaydı. Eğitmen yetiştirme kurslarının çalışmaları kültür, tarım, yapıcılık ve sanat alanlarında oluyordu. Günlük çalışma 8 saat sürüyordu. Kültür dersleri Türkçe, yazı, okuma, imlâ, tahrir, aritmetik, geometri, yurt ve yaşama bilgisi, eğitim bilgisi ve uygulamalardı. Tarım ve sanat derslerinin konularını köy hayatını ilgilendiren pratik işler meydana getiriyordu.
Zamanla öğretmen sayısı çoğaldıkça üç sınıflı eğitmen okullarına da öğretmen atanmaya
başladı ve bu okullar beş sınıflı oldu. Beş sınıflı okullarda eğitmenler birinci devre sınıflarında
eğitim ve öğretim yapmaya başladılar. Eğitmenlerin bu sınıflarda başarısı çok yüksek
oldu. Ayrıca köyün yaşayışı üzerinde de olumlu etkiler yaptılar. Buna rağmen 1947 yılından
itibaren hükümetler, eğitmenlerin sayısını azaltmaya, devlet bütçesinden aldıkları çok
az bir ücretle ve geçici kadrolarda çalışan eğitmenlerin bir kısmının işlerine son vermeye
başladılar. Eğitmen sayısındaki bu azaltma yıllarca sürdü. Öğretmen azlığına rağmen eğitmenlerin,
sayısının azaltılması halk tarafından yerinde karşılanmadığı için zamanla bundan vazgeçildi. Bu arada eğitmenlerin ücretleri biraz artırıldı. Bununla birlikte yaşama koşulları güçleştikçe eğitmenlerin durumu kötüleşti. Oysa eğitmenler, eğitim ve öğretim alanında olumlu çalışmalarına devam ediyorlardı. Her yerde kendi çalışmaları çerçevesinde bir öğretmen kadar faydalı oluyorlardı. Zamanla öğretmen dernekleri içinde eğitmenlerin de haklarının savunulmasına başlandı. Eğitmenler bu mücadeleye katılmış, bilinçli birer eğitimci gibi ayakta kalmışlardı. Sonunda mücadelenin ürünü alındı; 1964 yılındı kabul edilen bir yasa ile eğitmenler maaşlı kadrolara alındılar ve kendilerine emeklilik hakkı tanındı. Türkiye’de on yıllık bir dönem içinde on binden fazla eğitmen yetiştirilmişti. Bu gün için eğitmenlerin sayısı çok azalmıştır.Ama kalanlar, köy okullarında bir öğretmen gibi görevlerine devam etınektedirler. Üstelik eğitmenler, eskiden kendilerine yardımcı olan bir gezici baş öğretmenin ve eğitmenler için hazırlanmış özel kılavuzların yöneticiliği altında çalıştıkları halde, sonradan değişen duruma da uymuşlar ve normal yollardan yetişmiş öğretmenlerin çalışmalarına aynen katılmışlardır. (Eğitim Ansiklopedisi, Ansiklopedi Yayınevi, Ankara- 1966, sayfa: 192)
(NOT:Bugün artık çalışan eğitmen bulunmadığı gibi, her halde yaşayan eğitmen de kalmamıştır.
A.B)

Sayfa -65-

Geri ------ İleri

Ana Sayfa